Posts Tagged ‘ABD YÜZÖLÇÜMÜ’

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

sesli sohbet girişi

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

Yüzölçümü : 9.000.000 km²

Nüfus : 247.498.000

Başkent : Washington

Önemli Şehirler : Washington, Los Angeles, Chicago, Houston, Philadelphia, Detroit, San Diego, Dallas, San Francisco, Boston, New Orleans, Denver, Oklahoma City, Kansas, Atlanta, Miami, Cincinati, Las Vegas, Kansas, Omaha Buffaalo, Sacramento.

Yeri : Kuzey Amerika’da Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Kullanılan diller : İngilizce

Para birimi : Dolar

Önemli coğrafi bölgeler : Mohave ve Gila çölleri, Mississippi nehri, Apalaş dağları, Ohio vadisi, Florida yarımadası.

Önemli limanları : New york, Boston, Philadephia, Baltimore.

Ulusal Parklar : Yellowstone, Grand Teon, Rocky Mountains.

GATEWAY ARCH (1965 Birleşik Devletler)

Misssuri’nin 21 km kuzeybatısındadır.

sesli sohbet girişi
Parlak paslanmaz çelikten yapılmış sembolik kapı Gateway Arch, St. Louis’in “Batıya açılan geçit” olduğu günlere çağrışım yapıyor. Gökkuşağını andıran 192 metre yüksekliğindeki kemer, geleceğe dair umudan ve Tanrı ile insanoğlu arasındaki uzlaşmayı sembolize ediyor. İncil’de”, Büyük Tufan’ın sulan geri çekilip Noah, ailesi ve hayvanlar dubadan inip boş dünyanın nüfusunu artırmak için toprağa ayak bastığında Tanrı, bir daha dünyadaki yaşama zarar vermeyeceğinin işareti olarak gökyüzüne gökkuşağını yerleştirdi. Gökkuşağı şeklindeki anıt, Batı’daki engin diyarlarda insan nüfusu artırma umuduyla yola çıkan binlerce kadın, erkek ve çocuk için çok uygundur. Amerikalı mimar Eero Saarinen tarafından tasarlanan ve 1965’te tamamlanan kemer, Batı’nın temsil ettiği girişimciliğin ve başarının heyecanını yansıtıyor. İçindeki asansörler, tepedeki lombozlara çıkıyor. Buradan St. Louis ile Missisippi’nin manzarası görmeye değer, Nehrin kenarındaki kemer, eski St. Louis köyünün bulunduğu Jefferson National Expansion Memorial’da yer almaktadır. 1764’te, buraya Saint Louis’nin adını veren (Fransa kralı IX. Louis) Fransız bir kürk tüccarı tarafından kurulmuştur. 1803’te Birleşik Devletlerin bir parçası ve batıya doğru genişlemenin odak merkezi haline geldi. 1804’te Başkan Jefferson tarafından yollanan Meriwether Lewis ile William Clark, St. Charles’dan yola çıkıp onları Columbia Nehri’ne getiren bilinmeyen Batı’ya doğru ilerlediler. Zebulon Pike, St. Louis’den Misissippi’nin kaynağının bulduğu ve Kayalık Dağlar’ın arasından geçtiği keşif gezilerine çıktı. Buharlı gemiler zamanında ve daha sonra demiryollarının gelmesiyle, St. Louis Batı’ya göçlerin hareket noktası haline geldi. St. Lois’deki umut vaat eden öncüler, yük vagonları ve öküzleri aletler ve kaplarla doldururdu.

WALT DISNEY WORLD (1971 Birleşik Devletler)

Florida’nın 24 km güneybatısındadır.

Orijinal Disneyland 1955’te Los Angeles’ın güney eteklerindeki Anaheim, Kaliforniya’da açıldı. Yeni tip bir eğlence merkezi olarak, bünyesinde 4 farklı unsuru barındırıyordu. İlki ortak bir temaydı – Disney çizgi filmleri ile karakterlerinin “Sihirli krallığı”. Buna, son teknolojilerin kullanıldığı hayali efektler eklendi. Böylece ziyaretçiler, orman içinden bir tekneyle geçiyor, perili bir evde hayalet görüyor ya da bir denizaltıyla denizin derinliklerine seyahat ediyor. Üçüncü unsur, farklı temalı fuar gezileri. Dördüncü, güvenliğe ve temizliğe önem verilen ailelere yönelik Disneyland. Sadece yaş itibariyle değil, kalbinde de genç olanlara hitap eden mekan çok başarılı oldu ve 1989’da 300 milyonuncu müşterisini ağırladı.

Florida’da 1 Ekim 1971’de açılan Walt Disney World, 11.300 hektarlık bir alan üzerine kuruldu. Türünün dünyadaki en büyük örneği. 400 milyon dolara mal olan mekan, Kaliforniya’daki orijinalinin daha büyük ve yeni versiyonudur. İki Disney World birbirine çok benziyor. Kaliforniya’daki modeli gibi bu park da Fantasyland (Fantezi Diyarı), Adventureland (Macera Diyarı), Frontierland (Sınır Diyarı) ve Tomorrowland (Geleceğin Diyarı) gibi alanlara bölünmüştür. Örneğin Frontierland, perili evi, teknelerin dolaştığı nehri, salla Tom Sawyer’ın adasına sal üzerinde bir yolculuk ve oyuncak silahlarla vurulan canlandırma karakterler tarafından korunan bir kalenin olduğu Amerikan efsanesinin ve Vahşi Batı’nın dünyasıdır. Diamond Horseshoe (Elmas Nal) Revüsü adlı, canlandırma ayıların sunduğu eski-zaman varyete şovundaki Başkanlar Geçidi’nde geçmişe ait karakterler konuşma yapıyor. Etkinlikler devamlı yenileniyor. Hediyelik eşya dükkanları, canlı müzik mekanları ve lokantalarda hiç kısıtlamaya gidilmemiş. Aralıklarla geçit töreni yapan Mickey Mouse, Donald Duck ve diğer çizgi karakterler sizi pek yalnız bırakmıyor. Tek raylıya, at arabasına ya da mekanı tepeden görme imkanı veren teleferiğe binebilirsiniz. Burası, bir ordu işçi sayesinde hep temiz tutuluyor.

Mekanın orta yerinde, mazgallı siperleri ve kuleleriyle yükselen peri masalından fırlamış Cinderella’s Castle (Sındırella’nın Kalesi), Bavyera Neuschwansteinlı Ludwig’e çok şey borçlu. Alt tarafta, ziyaretçilerin giremediği bir labirent var. Mickey ve arkadaşları, bu labirentler sayesinde hiç beklenmedik yerlerden karşınıza çıkıyor.

1982’de açılan EPCOT Merkezi (Geleceğin Deneysel Prototip Toplumu), 1982’de geleceğe dair gösteriler ve dünyanın farklı yerlerinden sahnelerle açıldı. Bunun dışında Discovery Adası ve Galapagos kaplumbağalarının yüzdüğü gölü, egzotik kuşların olduğu kuşhane ve devasa bir havuzun, su kanalının ve doğa yolunun River Country, bir alışveriş köyü ve sayısız otel vardır. Her yeri gezmek 4-5 gün alır.

LOUISINA SUPERDOME STADI (1975 Birleşik Devletler)

Louisiana Superdome Stadı, New Orleans’da 1500 Poydras Sokağı’nda yer alıyor.

180 milyon dolara mal olan Superdome Stadı, 3 Ağustos 1975’te açıldı. Türünün dünyadaki en büyük örneği olan yapı tuhaf bir şekilde, ters dönmüş bir çorba tabağına ya da devasa bir kapı koluna benzetildi. Yine de işini yaptığına dair kimsenin bir şüphesi yoktur. Öncelikle Amerikan futbol stadı olan bina, New Orleans Azizleri’nin evidir. Her yıl yeni yılda burada Sugar bowl klasiği oynanır. Süper Bowl, 1990’da stadyumda gerçekleştirildi. Burası ayrıca Baton Rouge’daki Louisiana Eyalet Üniversitesi’yle oynadığı büyük maçla hatırlanan Tulane Üniversitesi takımının da sahası.

Burası çok amaçlı bir stadyum -“halk toplantı tesisi”- ve dahilindeki küçük alanlar konserlere. Mardi Gras oyunlarına, boks maçlarına ve basketbol oyunlarına, kongrelere ve diğer etkinliklere ayrılmıştır. Burada sirkler kuruluyor, buz şovları yapılıyor. 1988’de Cumhuriyetçi Parti ulusal kongresi Superdome’da gerçekleştirilmişti.

Buranın yapımı 4 yıl sürdü. 21 hektarlık bir alanı kaplayan kompleksin kubbesinin çapı, 208 e, yüksekliği 27 kata eşdeğer yüksekliktedir. Çatısı, 3.6 hektarlık bir alanı kaplıyor. İçeride, Mardi Grass diye bilinen 4.5 metre genişliğinde yapay çim şeritlerle kaplı 14.900 metrekarelik bir oyun sahası yer alıyor. Futbol maçlarının oturma kapasitesi 70 bin; park alanı 5 bin araba ve 250 otobüs alıyor. Kubbenin hiç penceresi yok. İçeride, bilgisayarla kontrol edilen bir “iklim” hakim. Bu sistem için kullanılan gereçlerin toplam ağırlığı 8.2 ton. Devasa ekranlardan maçların tekrarı yayınlanıyor, bilgi veriliyor. Binanın elektrik kablolarının uzunluğu 4 bin mil olmakla beraber, 15 binden fazla aydınlatma gereci bulunuyor. 4 balo salonu, 2 restoran, 32 asansör, bir gece kulübü, sayısız toplantı odası ve çok sayıda bar ve kokteyl salonu vardır. Binanın yapımı gündeme geldiği sıralarda, projeyle ilgili kuşkular olsa da, burası New Orleans’ın o dönemde köhne bir halde olan bölgesini kalkındırdı. Zamanında Güney’in en büyük kenti iken, 1950’lerde nüfusunun azalmasıyla kent Houston’ın gerisinde kalarak ikinci sıraya, 1970’lerde de beşinci sıraya geriledi. Superdome’un yapımı, New Orleans’ın merkezdeki işyerlerinin bulunduğu bölgeyi iyileştirme projesinin bir bölümünü oluşturdu. Buraya, gökdelenler ve lüks oteller inşa edildi. Şehir, turistlerin uğrak yeri haline geldi. Sadece kongre turizmi çerçevesinde her yıl burayı yaklaşık 1 milyon kişi ziyaret ediyor. Günlük etkinlikler ve eski dünyanın cazibesi New Orleans’a ilgiyi artırdı. Şehir, tabii ki en çok, dar sokakları ve eski evleriyle dikkat çeken cazın doğum yeri olan Fransız Bölgesi’yle ünlü. Burada her ilkbaharda Mardi Gras festivali gerçekleştiriliyor.

2005 yılı Ağustos ayında New Orleans’ı yıkan kasırgadan kaçamayan bir çok insan bu stada sığınarak kurtulmuştur.

HEARST KALESİ (1919 ABD)

Morro Körfezi’nin 48 km kuzeyinde yer alır.

Hearst Kalesi -ya da genelde dendiği gibi -San Simeon- sıradışı, bazen de çok görkemli olan yapı, burayı dekore etmek için Avrupa’yı dolaşan tek bir adamın azmiyle inşa edildi. Satın alamadığı her şeyin aynısını yaptırdı. O buraya sadece “çiftlik” demekten hoşlansa da, mekana yatırdığı para ve sevgi, bu terimi yalancı çıkarmaktadır. Burayı görmemiş olanların kafasındaki imaj, büyük olasılıkla Orson Welles’in Yurttaş Kane filmiyle bağlantılıdır. Filmdeki ana karakter, William Randolph Hearst’ten esinlenerek çizilmiştir. San Simeon’da sadece 1 değil, 2 yüzme havuzu olması şaşırtıcı değil. Kapalı havuz, Avrupa’dan getirilip burada yeniden inşa edilen bir Roma hamamıdır. Dışarıdaki havuz, 1.3 milyon litre su alır; bir yanında klasik heykelleri ve sütunlarıyla Yunan tapınağının ön tarafı görülmekte, tepelerin üzerinden manzarası da oldukça etkileyicidir.

Kaliforniya tepelerindeki ev, Pasifik’e ve Hearst’ün emri üzerine getirilen sanat eserleri, mobilya, evler ve binalarla dolu limana bakar. Bu arazi ve servet ona 1891’de ölen maden zengini babası George Hearst’ten miras kaldı. William Randolph gazetecilik işinde bu serveti katladı. San Simeon’da çalışmalara 1919’da annesi öldükten sonra başladı ve ona hayallerini gerçekleştirmede yardımcı olan mimar Julia Morgan’ı işe aldı.

Hearst’ün yurtdışındaki ajanları, dünyayı arşınlayarak ona paha biçilemez antikalar, ortaçağa ait duvar kilimleri, mermerler, Çin yeşim taşları ve porselenler buldu. İspanya’dan taşlar halinde koca bir tapmak getirttiği ve uzun yıllar bununla ne yapacağını bilmediği için tapınağı bir kenarda sakladığı söylenir. Evde, özel mülk olarak, dünyanın en büyük vazo koleksiyonu vardı. Bazen odalar Hearst’ün o sırada hoşuna giden objeler göz önünde bulundurularak tasarlanırdı. Bazı odalar Hearst fikrini değiştirdikçe yıkılıp yeniden yapıldı. Sonuç oldukça etkileyicidir. İtalyan, Fransız, İspanyol ve Fas mimari tarzları aynı potada erimiş, farklı dönemlere ait farklı tarzda objeler Hearst’ün zevkine göre bir araya getirilmiştir. Ana yemek odası, boyutları ve Siena’dan gelen bayraklarıyla bir ortaçağ baronununkini andırmakta. Yemek masası o kadar uzun ki, diğer ucu görmek için dürbüne ihtiyacınız olabilir. Aralıklarla yerleştirilmiş sos şişeleri dikkat çekiyor.

Hearst ile metresi film yıldızı Marion Davies burada kalenin kendisi gibi görkemli davetler verdi. Charlie Chaplin’den Mary Pickford’a, Rudolph Valentino’ya, Gary Cooper’a, Clark Gable’a ve Cary Grant’e Hollywood’un altın çağının tüm ünlü isimleri buraya kalmaya geldi. Misafirlerin dikkat çekmesiyle, arazi Hearst’ün uzak iklimlerden getirttiği ayılar, maymunlar ve kangurularla donatıldı. Ev, 1951’de Hearst öldüğünde hala tamamlanmış değildi. Görülen o ki, bitirmeye hiç niyeti yoktu.

LINCOLN ANITI (1922 ABD)

Washington D.C.’dedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanları içinde, en büyük hayranlıkla anılan herhalde Abraham Lincoln’dur. Washington D.C.’deki anıtı, bu adamın ve tolerans, dürüstlük ve sadakat gibi değerlerin onuruna yapılmıştır. Lincoln’ün 1865’teki ölümünden 2 yıl sonra, Lincoln adına bir anıt yapılması konuşuldu ancak anıtın temellerinin atılması 1915’i buldu. Anıtın açılışı 30 Mayıs 1922’de yapıldı. Tasarımı, anıtlar konusunda bir nevi uzman sayılan ve Nebraska’daki Lincoln şehrindeki anıtı da tasarlayan mimar Henry Bacon’a aittir. Anıt, Parthenon gibi, klasik Yunan tapınağı formundadır. Dikdörtgen bina, beyaz Colorado mermerinden yapılan 38 Dorik sütunla çevrilidir. Altta 2.26 metre çaplı, 13.4 metre yüksekliğinde sütunların ikisi girişi belirliyor, diğer 36’sı Lincoln öldüğünde var olan 36 eyaletidir. Üstteki korkuluktaki 48 feston ise, anıt açıldığında var olan 48 eyaleti temsil eder. 57 metre uzunluğunda ve 36 metre genişliğindedir.

İçeride, 28 metre yüksekliğindeki salonda, başkanın Daniel Chester French tarafından yapılan 5.8 metre yüksekliğinde ve genişliğinde bir heykeli yer alıyor. Büyük bir koltukta oturan başkanın yüzündeki düşünceli ifadeyi Herkes kendine göre yorumlayabilir. Heykel, Georgia mermerinden yapılmıştır. Gerçekte 28 parçadan oluşan heykel öyle bir ustalıkla birleştirilmiş ki, parçaları görülmüyor, French, zamanını en popüler ve başarılı heykeltıraşlarındandı. Küçükken şalgamdan yaptığı karikatür figürler üvey annesinin ilgisini çekmişti. 24 yaşında yaptığı “The Minute Man” adlı heykeliyle memleketi Concord, Massachusetts’de isim yaptı ve “The Republic” adlı anıtıyla 1893’te Chicago’daki Columbia Dünya Sergisi’ne katıldı. Başkanın başının yanında bir yazı bulunmakta: “Union’u kurtardığı insanların kalbinde ve bu tapınakta, Abraham Lincoln ebediyen yaşıyor.” Duvarlarda ayrıca, iki önemli konuşması, Gettysburg Address (1863) ve ikinci Inaugaral Address (1865) kazınmış. Jules Guerin’in Kuzey ile Güney’in barışı ve kölelerin ıslahı temalı duvar resimleri de dikkat çeker. Anıt geceleri ışıklandırılır ve her yıl Lincoln’un doğum günü olan 12 Şubat’ta buraya bir çelenk yerleştirilir. Binanın altındaki mağaralara rehberli turlar düzenleniyor. Potomac Nehri yakınında, Capitol ve Washington Anıtı ve Reflecting Havuzu yer alıyor. Banda Potomac’ın ilerisinde, başkan Lincoln’un kalbinde yatan Kuzey ile Güney barışının sembolü Arlington Memorial Köprüsü bulunuyor.

RUSHMORE DAĞI (1927 ABD)

Güney, Dakota’daki Keystone’un 5 km güneyindedir.

Black Hills tepelerinde, Rushmore dağının granitinden oyulan Amerikan başkanlarının 18 metre yüksekliğindeki 4 devasa başı, dünyayı izliyor: George Washington, Thomas Jefferson, Theodore Roosevelt ve Abraham Lincoln. Heykeltraş Gutzon Borglum’un özellikle Theodore Roosevelt’i de aralarına dahil etmek istediği, bunun nedeninin ise, başkanın gözlüklerinin Borglum’un hünerini zorlayacak bir alan olduğu söylenir.

Alfred Hitchcock’un 1959 yılı yapımı filmi North by Northvvest’i görenler, Cary Grant ile Eva Marie Saint’in devasa burunların ve kulakların üzerinden tırmanışını hatırlayacaklardır. Bu anıtı yapma fikrini ilk ortaya atan Black Hills tepesine turist çekmeyi amaçlayan Doane Robinson adında yerel bir tarihçi ve yayıncıydı. 1924’te Robinson’un fikri Gutzon Borglum’un ilgisini çekti ve başkanların anıtsal heykelleriyle bir “demokrasi türbesi” yapılmasına karar verildi. Borglum’un niyeti başkanların bel üstü heykellerini yapmaktı. Proje hiçbir zaman tamamlanamadığından, Borglum’un yapıya baş bölümünden başlamış olmasının yerinde bir hareket olduğu söylenir.

1927’de Rushmore Dağı’nda çalışmalara başlandığında Borglum 60 yaşındaydı ve ölene dek bu projeyle uğraştı. Kısa boylu, kel, enerjik, vatanperver ve dışadönük – aynı zamanda beraber çalışması imkansız- bir kişilik olarak, medyanın ilgisini çekti ve herhangi bir sanatçıdan çok daha fazla ün sahibi oldu. Anıtı tasarladı ve yukarıdan sarkıtılan platformlar üzerinde dinamit, çekiç ve keski kullanarak dağın yüzüne şekil veren işçj ordusunu yönetti. Borglum’un, John Gutzon de la Mothe Borglum olan adı kadar büyük fikirleri de vardı (yine bir anıt heykeltıraşı olan Salon Hannibal Borglum adında bir erkek kardeşi de vardı). 1867’de, Idaho’da Bear Creek yakınında, Danimarka’dan gelen Mormon göçmeni bir aileye doğmuştu. Babası ahşap oymacılığı yapıyordu. Gutzon Borglum, Xavier, Kansas’taki bir Roma Katolik yatılı okuluna gönderildi. Burada çizim yeteneği Cizvit öğretmenlerinin dikkatini çekti. Paris’te sanat okudu. ABD’ye dönmeden önce, heykeltıraş Auguste Rodin’le tanışma fırsatını elde etti. 1915 ‘te, Atlanta, Georgia yakınındaki Stone Dağı’na Robert E. Lee’nin başını oyması istendi. O projeyi daha da geliştirdi. Yarım kilometre uzanan bir piyade ve atlı ordusu, Lee, Stonewall Jackson ve Jefferson Davis’i at üstünde tasvir edecekti. Borglum ve komite anlaşamadı, proje iptal edildi. Rushmore Dağı’nda, Borglum Ulusal Park servisiyle uzun tartışmalara girdi. Proje parasızlık ve hava koşulları yüzünden sürekli durduruldu. Washington’un başı 1930’da tamamlandı, Jefferson’unki 1936’da, Lincoln’unki 1937’de ve Roosevelt’inki 1939’da. 1941’de öldüğünde Borglum 73 yaşındaydı ve çalışması hala tamamlanmamıştı. Oğlu Lincoln Borglum bir süre üzerinde çalışmaya devam etse de finansman yetmedi. Anıt toplamda 1 milyon dolara mal oldu.

EMPIRE STATE BİNASI (1931 Birleşik Devletler)

New York’ta 33. ve 34. Sokak’lar arasındadır.

Dünyanın en ünlü binaları arasında, Büyük Piramit ve Taç Mahal’le beraber anılan bu büyük yapıt, hala New York City’nin heyecanının, görkeminin ve ihtişamlı büyüklüğünün bir sembolüdür. 40 yılı aşkın bir süredir, dünyanın en yüksek binası olarak kafalara kazındı. Daha genç rakipleri onu geçse de, çok sayıda kişi için o, gökdelenlerin gökdelenidir.

Binanın istatistikleri şaşkınlık verici. 102 katlı bina, 81 metre yüksekliğindedir. Tepedeki televizyon kulesi yüksekliği 449 metreye çıkarır. İlk başta tepesine helikopter sahası yapılması planlansa da, sonradan bundan vazgeçildi. Bina, 5 Cadde’de 0.8 hektarlık bir alanı kaplıyor. Tüm yapı 331 bin ton ağırlığında olsa da, temeli sadece 2 kat derinliğindedir. Buna karşın, 54.400 ton ağırlığında çelik kirişlerle ayakta durur. İçinde 10 milyon kiremit olduğu gibi, elektrik kabloları 692 km uzunluğundadır. 2 hektarı kaplayan pencereleri var, bunları temizlemek tam mesaili bir iştir. Giriş katından en tepeye uzanan merdiven 1.860 basamaklıdır ve her yıl burada bir yarış düzenlenir (genelde kazananın 20 dakikalık bir skoru oluyor). 15 bin kişilik bir ofis alanı olduğu gibi, asansörler saatte 10 bin kişi taşıyabilir.

Etrafındaki diğer binalar nedeniyle, yerden bina çok rahat görülemiyor. Sade ve zarif Art Deco tarzındadır. Gri taş cephesinde boydan boya paslanmaz çelik şeritler uzanır. Yüksek katlar içeriye doğru itilmiştir. İçerideki mermer kaplı lobi 30 metre uzunluğunda ve üç kat yüksekliğindedir. İçerideki levhalarda dünyanın 7 harikası tasvir edilmiş, bir de sekizinci: Empire State Binası’nın kendisi. Guinness Dünya Rekorları Sergi Salonu’nda rekorlar ve rekor sahipleri sergileniyor. Asansörler, gözlem yerlerinin bulunduğu 86. ve 102. katlara çıkıyor. Manzara çok etkileyicidir, özellikle de gece vakti şehrin görüntüsü. New York eyaleti onuruna adlandırılan bina (eyaletin lakabı Empire State), Shreve, Harmon ve Lamb tasarlandı. En az 41 milyon dolara mal olan binanın yapım hızını geçen olmadı. 4.5 katı bir haftada, yoğun zamanındaysa 14.5 katı 10 gün içinde yapıldı. Resmi olarak 1 Mayıs 1931’de açılsa da, Büyük Bunalım yüzünden kiralanamadı. Tüm katların kiralanması 10 yılı buldu. İlk intihar 1933’te gerçekleşti. O yıl vizyona giren King Kong filmiyle binanın imajı seyircilerin kafasına iyice kazındı. Filmde dev goril, kendisine saldıran uçakları eliyle kovarken binaya tutunuyordu. 1945’te sisli bir havada, 79. kata çarpan bir uçak, 14 kişinin ölümüne ve 1 milyon dolarlık zarara neden oldu.

HOOVER BARAJI (1936 BİRLEŞİK DEVLETLER)

sesli sohbet girişi
Las Vegas’ın güneydoğusundadır.

Güçlü Colarado Nehri 2.333 km uzunluğunda ve suyunu boşalttığı alan, Birleşik Devletler’in 1/13’ünü buluyor. Rocky Mountains dağlarından doğup Colarado ve Utah eyaletlerini geçip güneybatı istikametinde akar. Grand Canyon’dan geçip, Arizona ve Nevada, sonra da Arizona ve Kaliforniya sınırını oluşturur, Meksika’ya uğrar ve Kaliforniya Körfezi’ne dökülür. Ne yapacağı belli olmayan nehir, sürekli taşardı. 1905’te rotasını değiştirip Salton Denizi’nin 777 kilometrekaresini oluşturdu. Kaliforniya’daki Imperial Vadisi’ni su basacağından korkuldu. Nehri kontrol altına almak ve sulamayı geliştirmek, aynı zamanda elektrik üretmek için Arizona – Nevada sınırı boyunca nehre bir baraj yapılmasına karar verildi. Kongre, 1928’de gerekli parayı temin etti ive 1931’de yapımına başlandı. Dönemin başkanı Herbert Hoover, projeyle özel olarak ilgilendi ve baraja onun adı verildi. 1936’da tamamlanan baraja Başkan Roosevelt Boulder Barajı adını verse de, 1947’de kongre adını değiştirdi.

Zamanında, o güne dek yapılan en büyük baraj alan Hoover, 2.5 milyon metreküplük bir beton yapıdır. Binayı inşa etmek için, 8.2 ton kaya ve Empire State binasındaki kadar çelik kullanılmıştır. Dipte 201 metre kalınlığında ve 221 metre yüksekliğindedir (70 katlı bir bina yüksekliğinde). Üstten uzunluğu 379 metre, bu noktadaki kalınlığı ise, 14 metredir. Kuzeyde baraj, dünyadaki en büyük insan yapımı su tanklarından olan Meal Gölü’nü oluşturdu. Biçimsiz şekliyle bu göl, 177 km uzunluğundadır; kıyı uzunluğu ise, 1.323 km. Ulusal Park Servisi’nin denetimindeki gölde yelkencilik gibi türlü su sporları yapılıyor.

Mead Gölü’nün kuzeyinde, 14.165 hektarlık Ateş Vadisi Ulusal Parkı yer alır. Adı, burada bulunan kırmızı, turuncu ve lila tonlarındaki kayalardan gelir. Rüzgar ve diğer hava koşulları nedeniyle kayalar kubbe ve arı kovanı gibi garip şekiller almıştır. Özellikle şekli bir filin kafasını ve hortumunu andıran kaya dikkat çekiyor. Bazı kayaların üzerinde, yamaçta yaptıkları evlerle nam salmış bugünkü Pueblo yerlilerinin ataları olan Anasazi halkı tarafından yüzyıllar önce yapılan çizimler göze çarpıyor. İşaretlerin bir çeşit dil ya da harita olup olmadığı bilinmiyor. Bu insanların 10 bini ya da daha fazlası civardaki Muddy Nehri’nin kıyılarında, bir bölümünü Mead Nehri’nin örttüğü “kayıp şehir “de yaşamıştır. Burada Kızılderili kalıntılarının sergilendiği bir müze bulunuyor. Hoover Barajı’nın yapımında çalışan işçilerden 4 bini, onları Las Vegas’taki lüks hayattan soyutlamak için yapılan ufak banliyö – tipi Boulder City’de yaşadı. Projenin başının Las Vegas’ın “insanların yaşayamayacağı bir yer” olduğunu dile getirdiği söylenir.

GOLDEN GATE KÖPRÜSÜ (1937 BİRLEŞİK DEVLETLER)

San Francisco’dadır.

San Francisco’yu Marin County’ye bağlayan Golden Gate Köprüsü 27 Mayıs 1937’de açıldığında, bunun inşası imkansız bir köprü olduğunu söyleyen insanları susturdu. Yine de köprünün yapımı kolay olmadı. İşçiler 2.7 km uzunluğundaki köprüyü yapmak için yüksek dalgalar, vahşi akıntılar ve kalın sis bulutlarıyla mücadele etti. Köprü Joseph Strauss adında bir mühendis tarafından inşa edilmiştir. Yardımcısı mimar Irving Morrow yapıya Art Deco detaylar ekledi. 20 yılı aşkın bir süre boyunca, dünyanın en uzun asma köprüsüydü -denizden 227 metre yükseklikte, 1280 metre uzunluğundadır. Güney kulenin temelinin yapımı, işin en tehlikeli kısmıydı. Dubaların üzerinde çalışan adamlar, köprünün kesonlarının alçalabileceği devasa bir beton çamurluk yaparken, güçlü akıntılara meydan okudu.

Kuleler yapıldıktan sonra, bir diğerleri kadar cesur işçiler, köprüyü taşıyan kabloları asmak için tırmandı. 27.572 ayrı liften oluşan kabloların çapı 93 cm’dir. 28.5 milyon kg’lık çekime dayanıklı kuleler, 95 milyon kg’lık bir ağırlık taşır.

Golden Gate Köprüsü, yapıldığı ilk günlerden beri, Uluslararası Turuncu diye bilinen belirgin bir renge boyanmıştır. Kırmızı ve turuncu çelik yapıların geleneksel rengi diye bilinir. Bunun nedeni, boyaya paslanmayı önleyen kırmızı kurşun karıştırılmasıdır. Golden Gate Köprüsü’nde ise, San Francisco’yu devamlı saran sis bulutlan arasından bu renk, köprünün görünmesine yardımcı olur. Bu geleneksel boyanın, sisli havalarda çürüme eğilimi olduğu için çevreye zararlı olduğu ortaya çıkınca, bu sevilen ve aşina olunan rengin zararsız bir formülünü bulma çalışmalarına başlandı. Bu çalışma devam ederken köprünün bazı kısımları griye boyanmak zorunda kaldı -gelenekten kopuş iyi tepkiler almadı. 35 milyon doları bulan bağışlarla yapılan köprü, San Francisco’nun sembolü haline geldi. Her gün buradan geçen 120.500 arabanın yarattığı gürültü ve hava kirliliğine rağmen, köprünün üzerindeki yürüyüş yolu oldukça popüler ve film yönetmenlerinin sık kullandığı bir dekordur. 1987’de köprünün 50. yıl kutlamalarında, herkesin rahat yürümesi için yapı, trafiğe kapandı. O kadar çok kişi gelmişti ki, tehlikeli olduğu düşünülerek fikirden vazgeçildi.

LAS VEGAS STRIP (1946 Sonrası Birleşik Devletler)

Amerika’nın ışıltılı kumar merkezi, yetişkinlere özel gösterişli bir oyun alanı ve “ticari lehçe” diye bilinen bir mimari örneğidir. Oteller ve casinoların harika kuleleri ile kubbeleri, Las Vegas Strip’in alışveriş merkezleri, hamburger büfeleri ve düğün şapellerinin üzerinde yükseliyor. Kumar tüm gün ve gece sürüyor. Şehirdeki slot makinelerinde 1 milyon dolar, rulet masalarında bir servet kazanabilirsiniz. Bu çok kişiye nasip olmuyor tabii, ancak Strip’teki bir benzin istasyonu insanca “bedava aspirin ve sempati” takdim ediyor. Dünyanın Eğlence Merkezi, ünlü şarkıcı, komedyen ve showgirl’lerin sahne aldığı şovlarıyla da ünlüdür.

Las Vegas, yanıp sönen kırmızı, mavi ve yeşil ışıklı dev tabelalarıyla, dünyadaki en büyük “neon heykeli”dir. 1958’de açıldığında, Sands Oteli’nin cephesinde patlayan pembe ve mavi ışıklar, 5 km öteden görülebiliyordu. Circus Circus, 38 metre yükseldiğinde, show-girl ile lolipop emen palyaçolu tabelasıyla varlığını hissettiriyor. İçeride geniş bir çadır şeklindeki binada, tüm gün boyunca ve gece yansına kadar parasız sirk gösterileri yapılıyor; eski moda karnaval oyunları düzenleniyor. Doğal olarak burada bir de casino yer alıyor. Las Vegas Strip’in gece görüntüsü “Neon ışıklı Armageddon” diye tanımlanıyor. Strip, Güney Las Vegas Bulvarı’nda, şehrin aşağı bölgesinden Hacienda Caddesi’nin altına uzanan 6 km lik bir uzantısıdır. Casinoların çoğu, Disneyland’ın başarısını örnek alıp kendilerine farklı fantezi temaları bulmuştur. Belki de en ünlüleri, 1966 yılında açılan Caesars Palace’tır. Önünde, Corinthian sütunlarının taşıdığı, heykellerle bezeli bir zafer kemeri yer alır. İçeride, casino dışında, Roma bahçeleri, Michalangelo’nun David heykelinin dev bir kopyasının bulunduğu bir alışveriş merkezi, sizi hologram ve lazer efektleri ve Kleopatra’nın kayığı (barge) adlı dans pistiyle yeniden canlandırılmış eski Roma’da dolaştıran bir yürüyen yol vardır. Korumalar Romalı lejyonerlerin kostümlerini, garson kızlar ise togalar giyer. Bir ortaçağ kalesini andıran Excalibur’da 1990’da açılan dünyanın en büyük otelinde, 4 binden fazla oda, 7 restoran ve 9.300 metrekarelik kumar alanı vardır- bir Ortaçağ pazarı ve “eğlence zindanı” bulunuyor. 1989’da açılan ve 600 milyon dolara mal olan muhteşem Mirage’da hektarlarca bir alan üzerinde palmiyeler, tropik bitkiler, göller, 15 metre yüksekliğinde bir şelale ve camın arkasında gezinen beyaz kaplanlar yer alıyor. Binanın tepesindeki Alaaddin ve lambası, Fas tarzında harem dekoru ve dansöz kostümleri içindeki garsonlar, Binbir Gece Masalları temasını sürdürüyor. Tropicana’da yüzerken kumar oynayabilirsiniz: havuzda blackjack oynanıyor ve ıslanan faturalar için para kurutma makineleri var.

KENNEDY UZAY MERKEZİ (1949 Sonrası Birleşik Devletler)

25 Mayıs 1961’de Başkan John F. Kennedy Kongre’ye, ABD’nin on yıl içinde Ay’a bir adam göndereceğini bildiren bir mesaj yolladı. Bu mesaj, Sovyet kozmonotu Yuri Gagarin uzaydan dünya çevresini dolaştıktan sonra geldi. Ay’a her roket fırlatıldığında, dünyadaki tüm gözler Florida’daki Canaveral Burnu’na çevrildi. Başkan Kennedy suikasta kurban gittiğinde, demeci ulusal bir onur meselesine dönüştü ve uzay misyonlarının gerçekleştirildiği bölge Kennedy Burnu adını aldı. 1979’dan beri, yerel istek üzerine, isim tekrar Canaveral’e çevrilse de Kennedy Uzay Merkezi, ABD’lileri Ay’a taşıma konusunda ısrarlı başkana uygun bir anıttır.

Florida’da, Canaveral Burnu’nun bulunduğu bölge, Mayıs 1949’da askeri roketlerin test edileceği uygun bir alan olarak seçildiğinde, zaten U.S.A.F üssüydü. Burası denize yakın ve nüfusun yoğun olduğu yerlere yakın bir bataklık alanıydı. 1962’de, Ay keşif programı gündeme geldiğinde NASA, Canaveral Burnu’nun kuzeyindeki Merritt Adası’nın 55.850 hektarlık bölümünü aldı. Kennedy Uzay Merkezi buraya kuruldu. Roketleri Merritt Adası’ndan atılan Apollo ay programı, 1961 Ekim’inden 1972’ye kadar 11 yıl sürdü ve bu süre zarfında 6 kez aya ayak basıldı. Bu zamandan beri, Merritt Adası’dan atılan uzay mekiği dünyanın ilgisini Florida’nın bu bölgesine çekti. Kennedy Uzay Merkezi, ziyaretçilere açık. Büyük kısmı sadece otobüsten görülebilir. Turistik Spaceport USA’de bir ‘müze’ de yer alıyor -dünya yüzeyinden yükselip binlerce mil kat eden ve tekrar dünyaya geri dönen roket sergisini tanımlamak için tuhaf bir sözcük seçimidir.

Uzay araştırmalarının tarihi burada detaylı bir şekilde anlatılıyor. Ziyaretçiler, içinde uzay mekiğinin fırlatıldığı türlü pistleri görebilir.Kompleksin en etkileyici bölümlerinden biri, Apollo misyonlarının çalışmalarının yapıldığı Vehicle Assembly Binası’dır. Çalışmalar tamamlandığında, roket Assembly Binası’ndan saatte 2 mil hızla giden devasa taşıyıcılar üzerinde götürülmüştür. Hala mekik misyonlarında kullanılan 160 metre yüksekliğindeki Assembly Binası, 3 hektarlık bir alanı kaplıyor.

Mekiklerin fırlatıldığı tarihlerde merkezi ziyaret etmek mümkün olmasa da, çalışmanın atmosferi ve heyecanı, dev ekrandan yayınlanan bir mekik astronotunun eğitimini anlatan ve bir mekiğin fırlatılışını gösteren bir filmle, deneyimi izleyiciye aktarıyor.

ÖZGÜRLÜK HEYKELİ (1886 ABD)

New York Limanı’ndadır.

Kuzey Amerika’nın, belki de dünyanın en tanınmış heykeli 28 Ekim 1886’da, 21 el ateş, gemilerin kornaları ve havai fişekler eşliğinde Başkan Grover Cleveland tarafından açıldı. O günden beri New York Limanı’na gelen ziyaretçiler, elinde Özgürlük meşalesini taşıyan bu devasa heykeli görüyor. Heykel binlerce göçmene Eski Dünya’nın baskılı yönetimi ile fakirliğinden arınma sözü verdi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin sembolü haline geldi. Heykel aslında Paris’te yapılmış ve 4 Temmuz 1884’te Amerikan Büyükelçisi’ne Fransız halkının Amerikan halkına bir hediyesi olarak verilmişti. Daha sonra parçalara bölünüp gemilerle New York’a götürüldü ve yapımını Amerikalıların finanse ettiği, Bedloe Adası’nın (bugün Özgürlük Adası) üzerindeki kaidenin üzerine kuruldu.

Amerikalı mimar Richard Morris Hunt tarafından tasarlanan kaide, 47 metre yüksekliğindedir. Heykelin 46 metre olduğu düşünülürse, meşalenin en uç kısmı yerden 93 metre yükselir. 229 ton ağırlığındaki heykelin beli 10.6 metre, ağzı ise 91 cm’dir. Meşaleyi tutan sağ kolu 12.8 metre, sadece işaret parmağı bile 2.4 metre uzunluğundadır. Ayaklarında zulmün kırılmış zincirleri vardır. Sol elinde, Özgürlük Demeci’ni temsil eden bir levha taşır. Üç oklu tacı, 7 deniz aşılarak 7 kıtaya yayılan özgürlüğü temsil etmektedir.

Ziyaretçiler, taca heykelin içindeki dönen merdivenden çıkarak ulaşıyor. Buraya tırmanmak, bir binanın 12. katına çıkmakla eşdeğer. Heykel’in temelleri Fransız politikasında saklıdır. 1865’te İmparator III. Napolyon iktidardayken, Edouard de Laboulaye adlı bir akademisyen ile çevresindekiler monarşinin yıkılıp yerine yeni bir Fransız Cumhuriyeti kurulmasını umuyordu. Atlantik’in ötesindeki büyük cumhuriyeti onayladıklarını göstermek ve Fransız ve Amerikan halkı arasında dostluk kurmak için gizlice Özgürlük Heykeli’ni yapmaya karar verdiler. Laboulaye, Alacelı genç heykeltraş Frederic – Auguste Bartholdi’yi projeyi değerlendirmesi konusunda teşvik etti. Bartholdi’nin hayali, Süveyş Kanalı’na, Asya’daki gelişmeyi temsil eden eli meşaleli kadın figüründe bir fener inşa etmekti. Projeye hevesle yaklaştı. Özgürlük heykelini tasarlarken, Delacroix’nın Liberty Guiding the People (İnsanları Yönlendiren Özgürlük) adlı eserinden esinlendi. Heykelin yüzü, heykeltıraşın kendi annesinin hatlarını andırıyor.

Heykelin devasa boyutu, rüzgar ve diğer kötü hava koşulları, Bartholdi ile Eyfel Kulesi’nin de yaratıcısı olan mühendis Alexandre-Gustave Eiffel için sorunlar yaratmıştır. Eiffel, ortadaki bir sütunun taşıdığı demir iskeleti inşa etti. İskeletin üzerine, heykelin 2.4 mm kalınlığındaki tabakası yerleştirildi. İşe 1.2 metrelik bir model heykelle başlayan Bartholdi, bu devasa heykele varana dek, birbirinden büyük 3 heykel daha yaptı.

MONTICELLO (1770 ABD)

Virginia’da Charlottesville’in 5 km güneydoğusundadır.

Thomas Jefferson (1743 -1826) ABD’nin üçüncü başkanı ve Amerika’nın Özgürlük Demeci’nin ana figürüdür. Jefferson’ın, hayattayken başarılı bir avukat olarak tanınan babası, ona ona miras olarak büyük bir arsa bırakmıştı. Jefferson, müzik, bitkiler ve deney yapmaktan hoşlanıyordu. Filozof, ilahiyatçı ve amatör bir mucit olarak nam salmıştı. Ana vatanı Virginia, Monticello’daki evi, çok yönlü kişiliğini temsil eder. Evi ile bahçesini kendisi tasarladığı gibi, yine kendisi dekore etmiştir. Bir tepenin üzerinde yer alan Monticello, Jefferson’un Shadwell’de doğduğu yere ve kendisinin kurup tasarımına yardım ettiği Virginia Üniversitesi’ne bakıyor. Jefferson’ın evi, Palladian mimari tarzını yansıtıyor: sütunlu giriş, 21 oda ve alçak kubbe -Bu tarzın Amerikan evlerinde rastlanan ilk örneği. 1796 -1808’den kalma villa, arsada önceden var olan bir evin yenilenmiş hali. Diğer evi de Jefferson tasarlamıştı. Fransız sarayında 5 yıl diplomat olarak görev yapaktan sonra Jefferson, kafasında bir sürü yeni fikirle geri dönmüştü. En sevdiği işlerin “inşa edip yıkmak” olduğunu söylerdi.

Monticello, 1923’te evi koruma amacıyla kurulanThomas Jefferson Memorial Vakfi’na aittir.

Belirgin karakteri ve atmosferiyle dikkat çeker. Buradaki sorumlu kişilerin devamlı “Jefferson”dan bahsediyor olması, evin sahibinin bizi odalardan birinde bekliyor olduğu izlenimi vermektedir. Evin iç dekorasyonunun, Jefferson’ın zamanındaki haline benzemesi için her şey yapıldı. Evde bulunan mobilya ve objelerin çoğu aileye aitti. Eski hali neredeyse tamamen muhafaza edilmiş olan Jefferson’ın çalışma odasında, dönen bir sandalye, dönen bir masa üstü, teleskop ve odanın girişinde 2 döner dünya vardır. Kütüphane, 7 bin kitabı alacak büyüklükte tasarlanmıştı. Burada Jefferson’ın 1815’te federe hükümete sattığı ve Kongre Kütüphanesi koleksiyonunun çekirdeği niteliğindeki geniş bir koleksiyon bulunmaktaydı.

Jefferson, Monticello bahçelerindeki bitkilerin büyümesi ve gelişmesi için araştırmalar yapmıştır. Hayatının bu yönü Bahçe Kitabı adlı eserinde detaylı olarak anlatılmaktadır. 1939’da bahçeler restore edilirken Virginia’nın Bahçe kulübü, kitaptan iyi bir şekilde yararlanmıştır. Çok sayıda ağaç, loş koru, 250’den fazla çeşit sebze ile baharatın yetiştiği sebze ve çiçek bahçeleri, Monticello’nun bugünkü görkemini pekiştiriyor. Yeni kurulan Thomas Jefferson Tarihi Bitkiler Merkezi, “Hiçbir şey dünya kültürü kadar ilgimi çekemez ve hiçbir kültür bahçe kültürüyle kıyaslanamaz” sözlerine imza atan bir adam için uygun bir anıttır.

MORMON TAPINAĞI (1853 – 1893 ABD)

Salt Lake City yakınlarındadır.

1853’te temelleri atıldıktan sonra, Church of Jesus Christ of Latter Day Saints Tapınağı’nı inşa etmek tam 40 yıl sürmüştür -Yapının İncil’le ilgili bir yanı da var. Birkaç süs ve 6 yüksek kulesiyle dizginlenmiş gotik tarzı yansıtan yapı, 32 km uzaklıktan katırlar üzerinde getirilen granitlerle yapılmıştır. Mimar Truman O. Angell, Mormon lideri Brigham Young’ın dünürüydü. Yerde 4.9 metre kalınlığında duvarlarıyla Tapınak, 57 metre uzunluğunda ve 36 metre genişliğindedir. En yüksek 2 kulesi de 64 metre yüksekliğindedir. Birinde, Mormon’ların kurucusu Joseph Smith’e Mormon Kitabı’nda sözü geçen altın levhaları getiren Angel Moroni’nin heykeli yer alırken, 3.8 metre yüksekliğindeki altın kaplı bakır melek, İsa’nın yeniden gelişinin sinyalini vermek için altın trompetini çalmaktadır.

Tapınağa sadece Mormonlar girebilse de, Tapınak Meydanı’nda görülecek çok şey vardır. Bunların en önemlisi, kaplumbağa şeklindeki çatısıyla dikkat çeken Tabernacle’dır. 76 metre uzunluğunda ve 46 metre genişliğindeki bu 7 bin kişilik oditoryum, Brigham Young tarafından yapılmıştır. Keresteden yapılmış kubbe şeklindeki kafes, salonun çatısını oluşturmakta. Bu keresteden kubbeyi, yanlarda birbirine tahta kazıklarla ve ham deriyle bağlı ahşap sütunlar taşımakta. Borular metal, balkon kısmı mermer, banklar ise meşe gibi malzemelerden yapıldığı havasını verse de, aslında hepsi boyanmış çamdır. Tabernacle’daki akustik, hayranlık uyandırır (yere iğne düştüğünde bile duymak mümkündür). 12 bin borusu ve 6 klavyesi olan org, dünya üzerindeki benzerlerinin en iyi örneklerindendir. Salon, her gün org resitalleriyle, Pazar sabahlarıysa ünlü Mormon Tabernacle Korosu’nun şarkılarıyla yankılanıyor.

Meydanda ayrıca, dini törenlerin yapıldığı daha küçük, granit bir bina, binanın önünde de, burayı eski Mormon göçmenlerinin ekinlerini yiyen cırcırböceği sürülerinden koruyan kuşlar anısına yapılan Martı Anıtı bulunmaktadır. Göçmenler bu olayda Tanrı’nın parmağı olduğunu düşünürdü. Hikaye, binanın alt kısmındaki bronz rölyeflerde anlatılırken, 2 zarif martı da binanın tepesinde ışıl ışıl parlamakta. 1913’ten kalma anıtın mimarı, Brigham Young’ın torunu Mahonri Young’dır. Yakındaki Kilise Tarihi ve Sanatı Müzesi, 1984’te açıldı. Burada Mormon hayatı ve tarihiyle ilgili, içinde Mormon sanatçılarının da çalışmalarının yer aldığı 60 bin eser bulunmakta. Dünyada, türünün en büyük örneği olan ve Mormonlarla Mormon gibilerine açık Aile Tarihi Kütüphanesi’nde, Mormon Kilisesi’ne ait, bu soyu anlatan engin bir koleksiyon bulunmaktadır. Brigham Young Anıtı, Cyrus Dallin’in büyük lideri tasvir ettiği 7.6 metrelik bronz heykeldir.

sesli sohbet girişi
CLIFF PALACE (1073 Sonrası ABD)

Colarado’nun güneybatı ucuna yakın Mesa Verde Ulusal Parkındadır.

1888’de bir gün, Richard Wetherill ve Charles Mason adlı Colaradolu kovboylar, bir vadinin kenarına gelmiş ve devasa bir uçurumdaki taş kalenin ve kulenin yıkıntılarına bakakalmışlar. Kuzey Amerika’nın ortasına bir şehir kurup sonradan burayı terk edenler, bir haçlı ordusu ya da Faslı kumandan olabilir.

Bölgedeki bu ve bunun gibi keşifler, önceden ya şehirler ve kaleler inşa edip dünya üzerinden yok olan gizemli insanlarla ilgili spekülasyonlar yarattı. En sonunda, ortadan kaybolanların gizemli bir ırk olmadığı, ABD’nin güneybatısındaki Pueblo yerlilerinin öncesi ataları olduğu ortaya çıktı. Bu Amerikan yerlilerine Pueblo (köy) adını veren, 16. yüzyılda Meksika’yı kuzeye doğru keşfeden İspanyollardı.

Tarih öncesi yerlilerinin, kendilerini nasıl adlandırdığını kimse bilmiyor. Alfabeleri ya da yazılı kayıtları yoktu. Takdire değer binalarını, metal aletler ya da modern makineler olmaksızın yaptılar. Bugün, modern Navajo’ların dediği gibi Anasazi, “eskiler” diye adlandırıyorlar. Binaları, Amerika’daki ilk gökdelenler olarak nitelendiriliyor. Wetherill ve Mason’un, 1888’de o gün gördüğü Cliff , Palace en büyükleri olduğu gibi, Başkan Theodore Roosevelt’in girişimiyle 1906’da kurulan Mesa Verde Ulusal Parkı’ndaki en bilinen bina.

Cliff Palace, 1073 – 1273 yılları arasında yapılmıştı. Zirvede yamaç boyunca uzanan köyde 400 kişi yaşıyordu. İnsanların kaldığı 200 oda dışında depolar ve kiva’lar (törenlere ayrılan odalar) vardı. Odalarda, geometrik desen ağırlıklı duvar resimleri yer alıyordu.

Binanın ön tarafında, çanak çömlek yapımı ve mısır öğütmek gibi, halkın günlük işlerini yaptığı bir teras vardı.

Cliff Palace yakınında, Chapin Mesa boyunca bu komplekslerden iki tane daha bulunuyor: Kayalığın altında saklanıp kalmış Spruce Ağaç evi ile Balkon Ev. 3 katlı Spruce Ağaç Evi 66 metre uzunluğunda ve 27 metre genişliğinde. Dikdörtgen, yuvarlak ve üçgen 100’den fazla odası var.

Köylülerin, girişi mümkün olmayan bu kaleyi savunma amaçlı inşa ettiği sanılıyor. Burada, mısırları, kabakları ve fasulyeleriyle çiftçiler yaşıyordu. Sepet ve çanak çömlek yapıp, kumaş dokurdular. Vahşi hindileri, tüyleri ve eti için evcilleştirmeyi başardılar. Tarlalarında kullanmak için küçük barajlar yapıp yağmur suyunu biriktirdiler. Önceleri, toprağın altına yaptıkları çukur evlerde yaşarlardı. Apartmanlarını yaptıktan sonra eski evlerini dini törenlerde kullanmaya başladılar. 1300 yılı civarında, belki de bir kuraklık döneminde burayı terk ettiler. Parktaki bir müzede, Anasazi hayatı, Pasifik kıyılarından getirilen deniz kabukları ve deniz kabuklarıyla süslü kolyeler ve bileziklerle anlatılmaktadır.

sesli sohbet girişi

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.